Kıbrıs_Mağusa/Girne

Mağusa Kıbrıs Adası'nda bir liman kenti diye geçiyor. Şehrin en antik bölgesi olan Magosa kalesi diğer adıyla Othello Kalesi diye geçiyormuş. Burası festivallerinde düzenlendiği bir mekan. Leonardo da vinci tarafından tasarlandığı rivayet olunur. yapımında kullanılan taşlar antik salamis şehrinden getirilmiş.
Biz gezip bir şey keşfedemedik aslında birazda Rüzgar'ın park diye tutturmasın'dan kaynaklandı onunda istediği olsun diye Doğu Akdeniz Üniversitesi yakınında bulunan
Corner Gold adında ki bir kafe'de geçirdik neredeyse bütün günümüzü orası da muhteşem bir mekandı hem çocuklar hemde anne, babalar için her şeyin düşünüldüğü şık bir mekandı, Bu durumda Magosa'nın tarihi hak getire oldu oysa ki  Aziz Nicholas Katedrali, Francis Kilisesi, Namık Kemal Zindanı ve Müzesi, Kertikli Hamam, Mağusa Surları, Aziz Barnabas Manastırı ve Salamis Antik Kenti görmeden gelmek büyük saçmalıktı ama yapacak bir şey yoktu. Mağusa'da iki gün kaldıktan sonra ki rotamız; Girne


Girne at nalı şeklinde ki limanı, etrafında ki kafe ve restoranları, ahşap, beyaza boyanmış evleri, arnavut kaldırımlı dar sokakları, evlerin bahçelerinden gelen hanımeli kokuları, akşam sefası,  buram buram kokan denizi ile çok büyüleyici bir şehir Kıbrıs'ın turizm şehri bir çok kumarhane de Girne de.
Tabi biz çocuklu bir aile olarak kumarhane değil de park keşfine daha çok önem verdik:) Burada da Girne Ordu evinde kaldık. Burada ki ordu evi doğal olarak  mağusa ya göre çok daha fazla modern, içinde kumlarla dolu bir parkı var ve her sabah Rüzgar uyanır uyanmaz park istedi. Parkın kumluk oluşu ve Rüzgar'ın da kum delisi oluşu birleşti ve bezinin içine kadar kum dolmasıyla sona erdi. Adam resmen oyun sapığı oldu hatta öyle direniyordu ki yemek bile yemek istemiyordu.


Girne de sürekli yürüdük ve Rüzgar da iki gün boyunca bizimle yürüdü. Birlikte daha fazla zaman geçirelim diye 5 gibi uyutup akşamda 23de uyutuyordum. Doyasıya oynayıp eğlendi, ordu evinde her gördüğü çocuğa sırnaşıp onunla arkadaş olup oyunlar oynadı saatlerce. Son gecemizde yani cumartesi günü o kadar çok yürüdü koşuşturdu ki banyo yapıp 21i zor gördü hemen uyudu bizde Serdinç ile yağan yağmura rağmen bahçede oturup baş başa zaman geçirdik Rüzgar odada mışıl mışıl uyurken, tabi telsizini de dibimizden ayırmadan :)


Pazar günü son günümüzdü, 5 günü devirdik ve dönüş için hazırlandık. Serdinç'in gideceği yer ile havaalanı çok ters yerlerde olduğu için havaalanı servislerinde veda ettik birbirimize buranın havaş'ı gibi oranın da kıbas'ı vardı biz bindik ve koyulduk yola Rüzgar daha ayrılır ayrılmaz uykusu geldiği için kucağımda uyudu yaklaşık 1 saat süren servis havaalanına geldiğinde Rüzgar'ı uyandırmak zorunda kaldım. Uçağa bindik ve aynı sorunsuz şekilde İzmire geri geldik. Böylece hem benim kendime güvenim geldi hemde Rüzgarla her yere gidebileceğimi gördüm ve bir tatili de sorunsuzca sonlandırmış  olduk...