Kıbrıs'ta ilk gün (G.Mağusa / Kapalı Maraş)

Uçaktan inip Ordu evine gelinceye kadar bana Serdinç Kapalı Maraş'ı anlattı çok etkileyici bir hikayesi vardı. Odaya girip bavulları bırakıp Rüzgar'ı da yerine yatırdıktan sonra hemen balkona çıkıp şehre şaşkın ve korkulu gözlerle baktım. Sanki zamanı dondurmuşlar ve öylece kala kalmış şehir biran önce sabah olsun ve gün yüzüyle bakayım diye sabırsızlıkla bekledim.

Sabah olduğunda hemen kahvaltımızı yapıp etrafı gezdik; ipek gibi kumuyla alabildiğine bir sahil karşıladı bizi, Rüzgar o kumlara erişebilmek için elinden geleni yaptı başarılıda 
oldu tabi.



Etrafı incelemeye başladığımda savaş sonrası görüntüler veren hayalet bir şehir, tellerin arkasında yapayalnız bırakılmış, gözü yaşlı, olanca bitmişliğine rağmen dimdik ayakta duran binalar görüyordum.







1974 Kıbrıs Harekatı’ndan sonra adadaki genel durum itibariyle Birleşmiş Milletlerin de asker bulundurduğu her şeye kapatılmış bir bölge. Oysa, 74 öncesi Kıbrıs’ın en gözde, en lüks, en cazibeli tatil merkeziymiş.  Şimdi, bu hali ile bile onu hissedebiliyorsunuz. Benim gördüğüm kadarı ile Kuzey Kıbrıs’ın en güzel kumsalına sahip upuzun bir kıyı şeridi. Şahane bir konumu var. Şehre girildiği andan itibaren kesinlikle araba ile ulaşılacak ve asla durulmayacakmış, durulduğu anda nerede saklandıklarını bir türlü anlayamadığınız askerler dökülüyormuş ortalığa.

Şehir için bir takım efsaneler de varmış, mesela yolda giderken iki galeri takılıyor göze kepenkleri kapalı biri Toyota diğeri ise Alfa Romeo içlerinde halen 1974 model araçların olduğu iddia ediliyor.

İlerledikçe kırık dökük tabelalar göze çarpıyor. Binaların camları kırılmış, kapıları açık zamanında yağmalandığı da bir rivayet, bütün bahçeler evlerin boyu kadar otlar bürümüş. Eğer şu anda orası o modernliği ile devam ediyor olsaydı şu anda Las Vegas'la yarışır düzeyde olurmuş. 



İçeride Ordu evinin hemen yanında dönemin ünlü aktristlerinden Sophia Loren'in olduğu iddia edilen bir ev de var. İçeride fotoğraf çekmek yasak ben gizli gizli çektim bir kaç tane. Gezilecek alan çok kısıtlı askeriyenin etrafı kadar.



Efsanelere geri dönersek bir bölümü varmış ki oraya hiç kimse giremiyormuş insanların evleri olduğu gibi kalmış ziynet eşyaları, bankada paraları aynen duruyormuş belirli zamanlarda onlar sayım yapılıp kayıtlara geçiyormuş.

İnsan orada hayallere dalıyor, ben çok etkilendim hala bile atabilmiş değilim zamanında yaşanılmış ve bir anda herşeyini bırakıp gitmiş olma duygusuna giriyorsunuz orada. Hayalet bir şehir görmüş olmak hem beni korkuttu hemde çok etkiledi. Keşke herkesin görebilme şansı olsa zamanında yaşanmışlıklar olup da şimdi hayalet şehir olarak adlandırılan Maraş'ta çok acı var...   

Hiç yorum yok: