İlk uçak tecrübemiz (Kıbrıs)


Bu sefer ki rotamız Kıbrıs. Serdinç'in Ocak ayın da başlayan seyri bitmek üzere biz de hem onu görmek, doğum gününde yanında olmak hem de tatil yapmak üzere hazırladık bavullarımızı. Benim büyük kaygılarım var tabi. Rüzgar ilk defa uçağa binecek, ben Rüzgar ile tek başıma İstanbul'a bile gidemem derken Kıbrıs'a gitme fikri beni başta çok korkuttu ama yapacak bir şey yoktu sonuçta işin ucunda Serdinç vardı. Hemde bir macera.
Bavulu hazırlarken her şeyi düşünmek zorundaydım bir küçük bavula ikimizin eşyaları sığmalı ve hiç bir şeyi eksik götürmemem lazımdı, bu imkansız gibi görünse de başardım ayrıca uçakta acil kullanmam için bir sırt çantası hazırladım içine bir yedek kıyafet, biberonlar, su, süt, atıştıracak bir şeyler (elma, çubuk ve balık kraker, çikolata,sakız) onun dışında ilgisini çekecek kitap, oyuncak, ıslak mendil, bez koydum, kendim içinde yandan takmalı pratik bir çanta aldım bir elimi hep boşta bıraktım Rüzgar'ın elini tutmak yada kucak diye tutturursa onu kucağıma alabilmek için.





Rüzgar evden sürekli uçakları gördüğü için zaten çok seviyordu oda benim için bir avantajdı. Babası her gitmeden önce ona "ben geçince sen bana el salla" der oda uçak geçerken cama koşup uçağa el sallar. Binmeden bir kaç gün önce başladım ona anlatmaya uçağa bineceğimizi oda gayet hazır gibi gözüküyordu.Hava alanına geldiğimizde ilk ilgisini çeken şey; bir vinç'i takıntısı olduğu kepçe zannedip koşmasıydı daha vaktimizin olması onun orada ki vinç'i izlemesine yaradı, tabi kepçe muamelesi yaparak. Daha sonra chek in'e gittik birlikte bavulumuzu da teslim ettikten sonra sıra geldi girişe.


Çocuk anne veya babadan herhangi biri olmadan diğeri ile seyahat edecekse, noterden seyahatte yanında olmayan ebeveynin seyahat muvafakatnamesi düzenlemesi gerekiyormuş. Serdinç'de bize bu belgeyi faksladı fakat bir sorun var ki bizde ki belge olması gereken değilmiş, polis bize beklememiz gerektiğini söyledi o içeri gidip bir süre telefonla konuştuktan sonra asık bir suratla bize doğru gelirken ben içimden ne yapacağız şimdi diye düşünmeye başladım. Polis yanımıza gelip bu belgenin uygun olmadığını dolayısı ile bizim bu belgeyle çıkış yapamayacağımızı fakat araştırması üzerine bugün doğum günü olması ve asker olması sebebiyle bu seferlik bize izin vereceğini söyledi bunun iyi polis mi, kötü polis mi olduğunu anlamadım ama anında topuk şeklinde devam ettim yoluma ohh çekerek.


Sonun da içeri girdik ve Rüzgar her gün tepemizden geçen minicik gözüken uçakları sonunda yakından dev gibi görünce cama yapıştı resmen.




Uçağın kalkış saatini bekledik, aslında zamanlamamız çok iyiydi 5 dakika sonra uçağa bindik. Rüzgar ilk önce kendisi yürüyerek binmek istediğini işaret etti bende ona müsaade ettim fakat içeride ki karmaşa ve insan çokluğunu görünce kucağıma gelmek istedi. İlerleyip geçtik yerimize cam kenarına oturttum onun gözü dışarıda ki kocaman uçaklardaydı sürekli onlara bakıyor ve heyecanla kendi çapında bana anlatıyordu.


Uçak kalkışında 2 yaşına daha basmadığı için kucağımda kemerimizi taktık hiç sesini çıkarmadı ne dediysem yaptı uçak kalktıktan sonra kendi başına oturdu kemerini taktığımda da hiç bir sorun çıkarmadı gayet büyük insan gibi yolculuk etti. Kitabını okudu yemek yedi sürekli bir şeyler anlattı her ne kadar ben anlamasam da onayladım şaşırmış gibi yapıp sohbet ettik oğlumla. Uçak hiç rötar yapmadı tam zamanında indik. Bavulumuzu aldık asıl ikinci heyecanda buradaydı çünkü baba dışarıda bizi bekliyordu kapı açılıp Rüzgar babasını gördüğünde koşarak atladı babasının kucağına babam babam diyerek. Kavuşmalar bana çok duygusal gelmiştir her zaman etraftakilere de öyle geliyor olmalı ki herkes yüzünde küçük gülümseme ile kıyamam dercesine baktılar baba-oğul'un kavuşmasına. 



Uçağın 22 de ve Rüzgar'ın da uyku saatinin  21 de olması sebebiyle uyuyacağını düşünmüştüm fakat öyle olmadı gram kırpmadı gözünü o yüzden arabaya biner binmez uyudu kucağımda. Bende boşuna kaygılandığımı görmüş oldum...

Hiç yorum yok: