Piyano Çalmaya Başladık

Müzik konusunda Rüzgar'ın sevgisi neredeyse doğduğu günden beri var, bu muhtemelen karnımda ona dinlettiğim müziklerden kaynaklanıyor.

Hamileyken her gün "Lullaby Classics" albümlerini dinlettim... İlk aylarında ağladığı anda bu müzik cd'lerini açtığımda susar, gülümsemeye başlardı.

Ayaklanmaya başladığında kaplar ve kaşıklardan davul yapıp bir de kulaklık isterdi, profesyonel ya :) bunları daha önce de yazmıştım... daha sonra bu merak müzik enstrümanlarına dönüştü, mini bir gitar ve en sonunda da dijital bir piyano oldu. Kuzeni Nazlı'nın piyanosunu görür görmez Rüzgar'ın yüzünde inanılmaz bir sevinç belirdi.. ilk önce Nazlı çaldı Rüzgar dinledi, hatta çaldığı şarkılara eşlik etti. daha sonra o oturdu piyanonun başına ve adam biliyor gibi çalmaya başladı... Tabi seçtiği şarkılar fiyaskoydu ama çocuk ta gündemi takip ediyor yapacak bir şey yok :)









Repertuvarı şöyleydi:

Michel Telo - Nossa Nossa ve PSY - Gangnam Style :))

Veeee karşınız da Dünyaca Ünlü Piyanist Rüzgar Bulut :)


video

İlk dişimiz düşmedii kırıldı :(

Annem sürekli "sizin tırnağınıza zarar gelse dayanamam" derdi. Bu sözler eğer annem sağ tarafımızda ise sağ kulağımızdan girip sol kulağımızdan çıkardı. Umursamaz hallerimizi anlayan annem "anne olunca anlayacaksınız" diyerek konuyu bitirirdi. "Aman anneee" diye kestirip atardık. Veeeee artık anneyim, Annem sana sesleniyorum: "çok acımasızmışsın tırnak dediğin için, biliyor musun  Rüzgar'ın saç teli dökülse onu bile yerden alıp zarfa koyacak durumdayım."

Ve durum böyle iken aslında çok dikkatli olan, attığı adıma dikkat eden oğlum nasıl olduğunu dahi anlamadığımız şekilde dişini kırdı oyun oynarken. Ben ağzının içini kan dolu gördüğümde sanki dünya başıma yıkılmış gibi hissettim ve ağlamaya başladım. Gerçekten kalbim acıdı. Pansuman ve sakinleştirme sonrası hemen annemi aradım ve ne yapacağım ben şimdi dedim. Annem de "tabiki bir şey yapmayacaksın annecim, bu süt dişi yenisi çıkacak" dese de ben tatmin olmadım. Ertesi gün hemen bir dişçiye götürdüm. Ama bana ertesi gün olmadı bir türlü. O gece acısından kucağımda uyuya kaldı, iki parmağını hiç ağzından çıkarmadı. Ertesi gün heyecanla anlatmaya başladı bize ve bakıcısına dişinin nasıl kırıldığını. Biz de ona "seni şimdi dişçiye götüreceğiz" dediğimizde, enteresan bir şekilde sevindi.. Sanırım çizgi filmlerin faydaları bunlar...

Dişçiye gittiğimizde Rüzgar büyük olgunlukla oturdu dişçi koltuğuna ve nasıl olduğunu anlatmaya başladı. Doktor şaşkınlıkla bana dönüp "bravo" dedi. O zaman sanki içime su serpildi, gururla izledim onları. Doktor da aynı şeyi söyledi, "yapacak bir şey yok, kök var ve bekleyip takip edeceğiz, daha çok küçük ilerde yenisi çıkacak" dedi... Rüzgar acısını unuttu gibi, ayrıca çizgi filmde gördüğü dişçi sahnesini birebir yaşadığı için de çok mutluydu... ama hala psikolojik olarak ön dişleriyle bir şey ısırmıyor, asla koparmıyor, kesip ağzına sığacak kadar istiyor ve en kötüsü de dişlerinin ön kısmını fırçalamıyor... umarım bunları da atlatırız.... 



Mektup

Yeni adetimiz akşam uyku öncesi okumalarımız bittikten sonra sohbetlerimiz mümkünse babamızda yatakta olmalı mühim konularımız oluyor bugün ki konumuz bizim eve gelen mektup Rüzgar'a gelmiş olmalı.
Dinleyelim Rüzgar bey:

video

Uzun aradan sonra genel bir toparlama olsun buda

Çok ara verdim, ara verdikçe toparlayamadım. Aslında biraz tembellik, biraz yoğunluk, biraz da uyku sorunu derken anca gaza geldim, hemen bir özet geçip güzel başlıklarla devam edeceğim ...

Koca bir yazı yedik bitti, bol deniz, bol güneş ve bol tatil, gezmeler tozmalar yeni yer keşifleri...

Rüzgar artık kum ve deniz delisi oldu baya da cesaretli artık kendince, çok ta güzel yüzüyor eee haksızlık ta etmemek lazım, çocuk çırpınıyor çabalıyor bunun için... Suda titremesini saymazsak her şey çok güzel :)

Bu yazı daha çok Didim'de geçirdik. Neşeler'in ailesi sağ olsunlar bizi çok güzel ağırladılar. Biz de böylece Boran ve Rüzgar ikilisini çok ayırmamış olduk, Ayrıca oralarda güzel anılar bıraktık...

Çeşme vazgeçilmez oldu her zamanki gibi, Alaçatı, Özdere, vazgeçilmez kahvaltı mekanları  ve bir de Bayram tatilimiz vardı; onu da çok özlediğimiz ailemizle İstanbul ve Sapanca'da geçirdik...

Büyükada'ya gittik... Çocukluğumu Rüzgar'a da yaşattım.. Sokaklarda oynadığımız seksek tekrar çizildi, birlikte oynadık. Mahallemizin tenis kortunda tenis oynadık birlikte, yakalamaca, saklambaç vs. hepsini oynadık hava zifiri karanlık olana kadar. Faytona bindik, birlikte uzun uzun yürüyüşler yaptık, top oynadık oğlumla. Anane ve teyzesiyle uzun uzun zaman geçirdiler, bisiklete bindik, beraber kedilere yemek verdik, yavru kediler sevdik, çocukluk arkadaşlarımı ziyaret ettik, ziyaret edildik... Bahçede sabahlara kadar sohbetler ettik...

Uzun yaz tatilimizi böylece bitirmiş olduk...







  

Asker Çocuğu Olmak...

Asker çocuğu olmak; Memleketinin olmaması demektir.
(Nüfus cüzdanında yazar, kütük orda demekle yetinirsiniz)

Doğum yerinizin sizin için hiçbir şey ifade etmemesidir.
(Tesadüfen o şehirden geçersiniz anneniz size "Bak oğlum sen

şu hastanede doğdun" der)

Ailenizdeki tüm bireylerin doğum yerinin farklı olması demektir.
Ailedeki herkesin asker gibi yaşaması demektir.
(Zira sizin yapacağınız bir hata "X şunu yapmış" şeklinde değil
"Y Albayın oğlu şunu yapmış" şeklinde konuşulacaktır)

Her gittiğiniz şehirde bir önceki şehirle anılmanızdır. (İstanbul'dayken
Marmarisli'li çocuk, Marmaris'deyken Ankara'li çocuk v.b.)
Okul değiştirme rekorları kırmak demektir. (Üniversiteye giden 12 yıllık
eğitim sürecinde 8 ayrı okulda okumak gibi)
Tayin olunan şehirde yeni dostluklar,aşklar kazanıp sonra onları
kayıtsız şartsız terk etmek ve gittiğiniz yerde bunları sıfırdan yapabilmek için yırtınmak demektir. (ki muhtemelen bunu başarıp "oh ne güzel ortamımı kurdum" dediğinizde, yeni bir tayin emri babanızın eline ulaşmıştır)

Okulun ilk günlerinden nefret etmek demektir. (Herkes birbirini tanımaktadır sizse benim gibi yeni bir var mı diye bakınıp ilk irtibatı onla kurmaya çabalarsınız.
Muhtemelen isminiz sınıf listesine yazılmamıştır. En alta kalemle eklersiniz. Numaranızı da bilmiyorsunuzdur. İlk bir hafta böyle misafir sanatçı gibi okula gidip gelirsiniz...)

Babanız emekli olana kadar evinizin size ait olmaması, oturacağınız evi
seçememeniz, poster yapıştırırken bile "Demirbaşa zarar vermeyelim" kaygısı taşımak
demektir.
Vatan sevgisini kitaplardan okuyarak değil, bizzat yaşayarak öğrenmektir.
Tüm bunlaa rağmen dışarıdan bakan gözler Sizin kamplarda nasıl eğlendiğinizi
Ordu evlerinde nasıl ucuza kola içtiğinizi  Lojmanların devlete yük olduğunu
Askeri araçlardan bedava istifade ettiğinizi Babanız maaşının ne kadar yüksek olduğunu
Askerlik zamanımız geldiğinde babamızın bize torpil yapacağını konuşurlar...
Binlerce kez açıklamış olmanıza rağmen...

Her şeye rağmen bizim tek yaşadığımız babamızın mesleğiyle gurur duymak
ve mesai aracı lojmana girdiğinde, tek tip elbiseli insanlar arasından babamızı bulmaktı...


ALINTIDIR...

İdil Geldi Rüzgar Şenlendi...

Ve teyzemler ve canım kardeşim bize güzel bir süpriz yapıp geldiler nede güzel ettiler. Çünkü Rüzgar hayatının en güzel hafta sonunu geçirdi onlarla İdile hayran oldu teyzesiyle çok mutlu ve çok eğlenceli zaman geçirdiler bizde belkide Rüzgar doğduğundan beri ilk defa masadan hiç kalkmadan yemek yedik sohbet ettik bir kere bile anne diyen olmadı bana sürekli tedeeee, didilll sesleri duydum Rüzgar'dan iyi ki gelmişsiniz bizi mutlu etmişsiniz...



Enstrüman ve Rüzgar




Bütün çocukların bu kadar ilgisi varmıdır bilmiyorum ama Rüzgarın inanılmaz ilgisi var bulduğu herşeyi enstrüman haline getirmeye bayılıyor kap kacak kaşık herşeyi...

Ve çok enteresandır ki bana da enteresan geliyor olabilir :) aldığımız bütün enstrümanlarıda sanki daha evvelden biliyormuş gibi çalıyor kulağıda iyi. İyi müzikler dinliyor ve onları kendi çapında da söylüyor şimdiden yeteneği değerlendirmek mi lazım çokmu erken yada aslında bütün çocukların özelliğimidir bilmem ama inanılmaz mutlu oluyorum müziği ve enstrümanı sevmesinden dolayı... Kim bilir belki bir gün müthiş yetenek olur ve ben daha 2 yaşında başlamıştım der :)))))



video



Fenerbahçe - Galatasaray Maçı

Fenerbahçe - Galatasaray kardeşliğinin tek olduğu yer olsa olsa bu karede ve bu zaman da olur :))

Rüzgar 2 yaşında

Bebeğim büyüdü buna sevinmek mi yoksa üzülmek mi gerekir bilmiyorum ama gün geçtikçe hem çok eğleniyor, çok şey paylaşıyoruz hemde aslında çok zor dönemlere giriyoruz.



Bu sene doğum gününü İzmir'de kutluycaz burda ki yakın çevremizle Rüzgara bu sene bişey yapmayı düşünmüyordum ki gene dayanamadım ve çok sevdiği ay dede figüründen  pasta yapmaya karar verdim biraz korkuyordum nasıl yaparım becerirmiyim diye ama başarılı oldum hem tadı hem tipi gayet güzel idi. 



Rüzgar gördüğünde çok şaşırdı ve ilk önce şeker hamurunu parçalamaya başladı ay dedeyi alırım umuduyla :)


Bebeğim iyi ki hayatımıza girmişsin bahtın güzel olsun güzel oğlum benim...

19 Mayıs 2012

Artık statlarda 19 Mayıs törenleri yok Milli Eğitim Bakanlığı, 19 Mayıs törenlerinin sadece okullarda kutlanmasını istedi.
Milli Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Genel Müdürlüğü, 81 ilin milli eğitim müdürlüklerine gönderdiği yazı ile 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı törenlerinde, yönetmelikte yer almayan senaryo, değişik renk ve nitelikte gösteri ve fon çalışmaları gibi etkinliklere yer verilmemesini, kutlamaların sadece okullarda yapılmasını istedi.

Müsteşar Emin Zararsız'ın, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer adına İl Milli Eğitim müdürlüklerine dün gönderdiği yazıda, 1 Ekim 1981 tarihli 'Ulusal ve Resmi Bayramlarda Yapılacak Törenler Yönetmeliği' hükümlerinde, Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nın Başkent Ankara ve diğer illerde nasıl kutlanacağı, gösterilerin nasıl yapılacağının belirtildiği hatırlatıldı. Kutlamaların kanun ve yönetmelikte yer almayan bazı içeriklerle gerçekleştirildiğinin görüldüğü ifade edilen yazıda, yine kanun ve yönetmelikte, kutlamaların öğrencilerin katılımıyla yapılacağına dair bir hükmün bulunmadığı kaydedildi. Yazıda şöyle denildi:

"Kutlama törenlerinin hazırlık döneminin mevsim olarak soğuk bir zamana denk gelmesi nedeniyle sağlık sorunlarına yol açmasına, çalışma süresinin uzun olması nedeniyle öğrencilerin derslere ilgisinin azalmasına, motivasyonlarının düşmesine, gönüllü olmayan öğrenci velilerinin okullarla olan ilişkilerinin bozulmasına sebep olduğu yönünde duyumlar alınmaktadır."


 Durum böyle olunca bizde durmadık attık kendimizi gavur İzmirin meydanlarına...


2. saç traşı ile adam olmuş Rüzgar karşınızda :)

İlk traşını e-bebek te oyuncaklar üzerinde kestirmiştik şimdi serdinç inatlla kendi berberine kestirmek istedi karşı geldim ilk önce ama başarısız oldum babasının kucağında traş oldu ilk kesildiğinde hiç hoşlanmadım ama sonra 2. gününde gayet adam gibi adam vardı karşımda boşu boşuna inat etmişim benim paşam baba berberinde de traş olabiliyormuş aslında :))


İş yerinde Rüzgar

Bakıcımızın çocuğunun diploma töreni olduğu için bizi cuma günü yanlız bırakıcağından dolayı kara kara düşünmeye başladık malum burda kimsemiz yok ondan başka bırakabiliceğimiz. Yapıcak bişeyimiz de olmadığı için işe götürücektik Rüzgar bunu duyduğunda çok mutlu oldu




İlk önce babasıyla gemiye gitti orda birlikte zaman geçirdiler Babasıyla balıklara ekmek atmışlar,



video


kahvaltı etmişler aslında çokta güzel zaman geçirmişler uyuyamıyınca anne anne diye ağlamaya başladığında devir teslim yaptık ve sıra bana geldi bende bi yere kadar ofiste tutabildim bilgisayarımı işğal ettiği için çalışamadım, etrafta ki bütün aksesuarlar Rüzgara oyuncak oldu ama genede yaranamadık. 




Sonuç benimlede sıkıldı biraz dışarı çıkardım işe yakın olan okul bahçesinde biraz zaman geçirdik akşamı yapana kadar canım çıktı. Rüzgar halinden çok memnundu ama benim yarım günlük stresim bana yetti de arttı.

Uykuda Rüzgar Vol.2

Bu uyku sıkıntısı bende hiç bitmeyecek gibi hatta gittikçe artacak gibi geliyor bana. Evet eskisine göre çok daha uzun uyusada yaşının ilirlemesiyle sabaha kadar uyumasını tercih ederim KENDİ YATAĞINda :) Alışamadım hatta alışmayacağım da. Ara ara savaşlar açıyorum yatağında uyusun diyi gün geldi yerda halının üstünde uyuya kaldığım günler bile oldu. Babası tam bir hafta boyunca her gece uyandığında tekrar yatağında uyuttu gene olmadı.... Ağlar ağlar en sonunda uyuya kalır pes etme dediler ama Rüzgar çok ağlayınca kustuğu için oda sonuçsuz kaldı onuda en fazla 2 gün yapabildim çünkü kusmuk temizlemekten bana gına geldi veeeeee sonunda pes ettik her çabamız sonuçsuz oldu...

Şimdi akşam saat 20.45'te yatağa giriyor sütünü içerken "super simple learning" serilerinden 4 tane izliyor ve sonuncusuna sıra geldiğinde

- annedim iç ağyamıycam bu bitince, çünkü ben abi oydum :)

diyor evet ağlamıyor sözünü tutuyor fakat her seferinde uffff sıkıydım diyor :))

Bu sefer beşka yerden vurmaya çalışıyor
-annecim seni hemde çok seviyoyummmm sakın beni bıyakma, ditme iyi mi? 100lerce öpücük 

eğer yüz bulamadıysa...

-hemencik babamı öpüyim ceceley diyim geliyim iyi mi? diyor bende hadi çabuk diyorum tabi saat 21.15'i gösteriyor, geldi vır vır konuştu etti derken tamamen uyuması 22 oluyor uyuduğunda yatağına götürüp bırakıyoruz...



Ve saat 24'te sanki balkabağı olucakmış uyanmazsa gibi her seferinde ağlayarak açıyor gözlerini... hadi annecim yat uyu bişey yok, saç okşa, bacağa masaj, kıça masaj derken geri  yatıyor. Veeeee Rüzgar efendi saat 03'te tekrar gözlerini açıyor ve sürekli "senin yatağına" diyor geri yatırmanın mümkünatı yok ben yat dedikçe, yatırdıkça o kalkıyor ve sonun da pes deyip alıyorum yatağa ve sonuç resimde ki gibi bir annenin hüsranı oluyor :(

resimde ki anneyi bulunuz:)


Alaçatı

Ben Alaçatı, bedeni kalabalık, ruhu ıssız...
Hakkımda kulaktan kulağa hikâyeler fısıldanır durur.
Bir bakmışsınız Alaca bir at, bir bakmışsınız Alaca bir kız olmuşum...
Yay gibi bacaklarım, rüzgârda dans eden uzun yelelerim ve bulut beyazı gövdemle... Rakibim bir tek rüzgârdır benim. Hep denize karşı şaha kalktığımı söylerler.

En büyük gelgitlerimi Ege’nin mavi kızı denizle yaşarım.
Kimine göre al yanaklı, kapkara gözlü, beline kadar uzun saçlı bir kızım ben; nam-ı diğer Alaca Kız. Sonsuzluğa uzanan bağlarda üzüm toplar; yüreğimdeki acıya yoldaşlık etsin diye rüzgara şarkılar söylerim. Bir gün, denizin köpük köpük dalgalarına açtım kollarımı ve beni alsın diye binlerce kez yalvardım. Daha fazla dayanamadı deniz yalvarışlarıma; tuttu aldı beni kollarımdan yüreğine. Ayın denize gölge ettiği gecelerde beni görüyorlarmış. Gümüşi yakamozda gün doğana kadar sevgilimle dans ediyormuşuz.

Oysa yakamoz denize her vurduğunda göremezsiniz bizi.
Biz sadece denize aşkla bakana, sebat edip aşkı bekleyene yüzümüzü döneriz...
Ben Alaçatı Antik Çağın ‘Agrilia’sı, Anadolu tarihinin ‘ıonia’sı...
Tarihin babası Heredot’un yere göğe sığdıramadığı ‘En güzel gökyüzünün altında ve en güzel iklimde’ kurulmuş olanım. Bir devre damgasını vuran Osmanlı’nın ‘Yaya-Müsellem’ köyüyüm...
Aynur TARTAN

İşte böyle; Aynur Tartan'ın yazısında ki gibi  bir yermiş gerçekten de Alaçatı...


Serdinç'in gelmesine 1 hafta kaldı, bende arkadaşlarımla "Görkem ve Bahar" karış karış, sokak sokak geziceğim bir Alaçatı programı yaptım onlar hem bana rehberlik yapıcak hem de zaman geçirmiş olucaktık.


Alaçatı'ya giderken ilk rotamız Eski Çeşme Yolunda ki, Zeytinler Köyün'de bulunan Çeşme Orman Restaurant'dı. Doğa'nın içinde tamamen doğal olan bu restoranda bizim amacımız kahvaltı etmekti, kahvaltısı da gayet güzeldi çocukların zaman geçireceği kocaman bir park alanı olan bu restorant hizmet ve fiyat olarakta gayet iyiydi. Kahvaltımız bittiğinde daha saat 10.00'du koca bir gün vardı daha önümüzde...


Alaçatıya vardığımızda ilk önce Görkem'lerin çiftliğine gittik orda Rüzgar hem tavukları görsün hemde Sakızla (Görkemin köpeği) zaman geçirsin istedik fakat bu pek parlak bir fikir değilmiş çünkü sakızla zaman geçirmek mümkün değil o kadar hareketliki Rüzgar resmen korkudan kucağımdan inmedi :))


  Başladık yürümeye yavaş yavaş sakız kokuludüzgün yüzlü, taş binaları, daracık dökme taş kaplı sokaklarda, sabah rüzgarı çarpıyor yüzümüze. Büyülüyor her yapı insanı hepsinin ayrı hikayesi var gibi. Elimden makine hiç düşmüyor köşe bucak fotograf çekiyorum.
                          

Antikacıların olduğu sokak Hacı Memiş sokağı benim gibi koleksiyon hastalığı olanlar için paha biçilemez bir yerdi.



Bir tam tur sonrasında Görkemle kahve molası verdik bu arada Rüzgar hakkında hala birşey yazmamamın sebebi pusetinde uslu uslu uyuyor olmasıdır:),


Mola yerimizin adı 15 Eylül kıraathanesi tam meydan da eski bir kıraathaneyi modern hale getirmişler köşe kahve ile karşılıklı oturup gelene gidene bakıyor kahveni içiyorsun gayet keyifli bir yer fakat bir sorun var ki insan kalabalığı gittikçe çoğalıyor, sıcak bastırıyor kahvemizi içip kalkalım diyoruz, tam da o sırada uyanıyor Rüzgar paşa onunlada bir tur atıp fotoğraf çekip dayanamayıp ayrılıyoruz meydandan.
Surf paradise'a doğru gidiyoruz orada da gayet güzel zaman geçiriyoruz tek sıkıntımız Rüzgar'ı zaptetmek çünkü sürekli denize girmek istiyor okulun içinde gezip tozup ordan da artık aç karnımızı doyurmak için çeşme'ye doğru gidiyoruz.
Karnımız doyup keyfimiz, enerjimiz yerine gelince sıra geliyor çeşme marina'ya orayıda talan edip gezdikten sonra canımız çıkmış şekilde eve dönüş yapıyoruz bir güne o kadar çok şey sıgdırmış o kadar yorulmuşuz ki  Rüzgarı eve uykuya zor yetiştirmiştim... 


Kıbrıs_Mağusa/Girne

Mağusa Kıbrıs Adası'nda bir liman kenti diye geçiyor. Şehrin en antik bölgesi olan Magosa kalesi diğer adıyla Othello Kalesi diye geçiyormuş. Burası festivallerinde düzenlendiği bir mekan. Leonardo da vinci tarafından tasarlandığı rivayet olunur. yapımında kullanılan taşlar antik salamis şehrinden getirilmiş.
Biz gezip bir şey keşfedemedik aslında birazda Rüzgar'ın park diye tutturmasın'dan kaynaklandı onunda istediği olsun diye Doğu Akdeniz Üniversitesi yakınında bulunan
Corner Gold adında ki bir kafe'de geçirdik neredeyse bütün günümüzü orası da muhteşem bir mekandı hem çocuklar hemde anne, babalar için her şeyin düşünüldüğü şık bir mekandı, Bu durumda Magosa'nın tarihi hak getire oldu oysa ki  Aziz Nicholas Katedrali, Francis Kilisesi, Namık Kemal Zindanı ve Müzesi, Kertikli Hamam, Mağusa Surları, Aziz Barnabas Manastırı ve Salamis Antik Kenti görmeden gelmek büyük saçmalıktı ama yapacak bir şey yoktu. Mağusa'da iki gün kaldıktan sonra ki rotamız; Girne


Girne at nalı şeklinde ki limanı, etrafında ki kafe ve restoranları, ahşap, beyaza boyanmış evleri, arnavut kaldırımlı dar sokakları, evlerin bahçelerinden gelen hanımeli kokuları, akşam sefası,  buram buram kokan denizi ile çok büyüleyici bir şehir Kıbrıs'ın turizm şehri bir çok kumarhane de Girne de.
Tabi biz çocuklu bir aile olarak kumarhane değil de park keşfine daha çok önem verdik:) Burada da Girne Ordu evinde kaldık. Burada ki ordu evi doğal olarak  mağusa ya göre çok daha fazla modern, içinde kumlarla dolu bir parkı var ve her sabah Rüzgar uyanır uyanmaz park istedi. Parkın kumluk oluşu ve Rüzgar'ın da kum delisi oluşu birleşti ve bezinin içine kadar kum dolmasıyla sona erdi. Adam resmen oyun sapığı oldu hatta öyle direniyordu ki yemek bile yemek istemiyordu.


Girne de sürekli yürüdük ve Rüzgar da iki gün boyunca bizimle yürüdü. Birlikte daha fazla zaman geçirelim diye 5 gibi uyutup akşamda 23de uyutuyordum. Doyasıya oynayıp eğlendi, ordu evinde her gördüğü çocuğa sırnaşıp onunla arkadaş olup oyunlar oynadı saatlerce. Son gecemizde yani cumartesi günü o kadar çok yürüdü koşuşturdu ki banyo yapıp 21i zor gördü hemen uyudu bizde Serdinç ile yağan yağmura rağmen bahçede oturup baş başa zaman geçirdik Rüzgar odada mışıl mışıl uyurken, tabi telsizini de dibimizden ayırmadan :)


Pazar günü son günümüzdü, 5 günü devirdik ve dönüş için hazırlandık. Serdinç'in gideceği yer ile havaalanı çok ters yerlerde olduğu için havaalanı servislerinde veda ettik birbirimize buranın havaş'ı gibi oranın da kıbas'ı vardı biz bindik ve koyulduk yola Rüzgar daha ayrılır ayrılmaz uykusu geldiği için kucağımda uyudu yaklaşık 1 saat süren servis havaalanına geldiğinde Rüzgar'ı uyandırmak zorunda kaldım. Uçağa bindik ve aynı sorunsuz şekilde İzmire geri geldik. Böylece hem benim kendime güvenim geldi hemde Rüzgarla her yere gidebileceğimi gördüm ve bir tatili de sorunsuzca sonlandırmış  olduk...

Kıbrıs'ta ilk gün (G.Mağusa / Kapalı Maraş)

Uçaktan inip Ordu evine gelinceye kadar bana Serdinç Kapalı Maraş'ı anlattı çok etkileyici bir hikayesi vardı. Odaya girip bavulları bırakıp Rüzgar'ı da yerine yatırdıktan sonra hemen balkona çıkıp şehre şaşkın ve korkulu gözlerle baktım. Sanki zamanı dondurmuşlar ve öylece kala kalmış şehir biran önce sabah olsun ve gün yüzüyle bakayım diye sabırsızlıkla bekledim.

Sabah olduğunda hemen kahvaltımızı yapıp etrafı gezdik; ipek gibi kumuyla alabildiğine bir sahil karşıladı bizi, Rüzgar o kumlara erişebilmek için elinden geleni yaptı başarılıda 
oldu tabi.



Etrafı incelemeye başladığımda savaş sonrası görüntüler veren hayalet bir şehir, tellerin arkasında yapayalnız bırakılmış, gözü yaşlı, olanca bitmişliğine rağmen dimdik ayakta duran binalar görüyordum.







1974 Kıbrıs Harekatı’ndan sonra adadaki genel durum itibariyle Birleşmiş Milletlerin de asker bulundurduğu her şeye kapatılmış bir bölge. Oysa, 74 öncesi Kıbrıs’ın en gözde, en lüks, en cazibeli tatil merkeziymiş.  Şimdi, bu hali ile bile onu hissedebiliyorsunuz. Benim gördüğüm kadarı ile Kuzey Kıbrıs’ın en güzel kumsalına sahip upuzun bir kıyı şeridi. Şahane bir konumu var. Şehre girildiği andan itibaren kesinlikle araba ile ulaşılacak ve asla durulmayacakmış, durulduğu anda nerede saklandıklarını bir türlü anlayamadığınız askerler dökülüyormuş ortalığa.

Şehir için bir takım efsaneler de varmış, mesela yolda giderken iki galeri takılıyor göze kepenkleri kapalı biri Toyota diğeri ise Alfa Romeo içlerinde halen 1974 model araçların olduğu iddia ediliyor.

İlerledikçe kırık dökük tabelalar göze çarpıyor. Binaların camları kırılmış, kapıları açık zamanında yağmalandığı da bir rivayet, bütün bahçeler evlerin boyu kadar otlar bürümüş. Eğer şu anda orası o modernliği ile devam ediyor olsaydı şu anda Las Vegas'la yarışır düzeyde olurmuş. 



İçeride Ordu evinin hemen yanında dönemin ünlü aktristlerinden Sophia Loren'in olduğu iddia edilen bir ev de var. İçeride fotoğraf çekmek yasak ben gizli gizli çektim bir kaç tane. Gezilecek alan çok kısıtlı askeriyenin etrafı kadar.



Efsanelere geri dönersek bir bölümü varmış ki oraya hiç kimse giremiyormuş insanların evleri olduğu gibi kalmış ziynet eşyaları, bankada paraları aynen duruyormuş belirli zamanlarda onlar sayım yapılıp kayıtlara geçiyormuş.

İnsan orada hayallere dalıyor, ben çok etkilendim hala bile atabilmiş değilim zamanında yaşanılmış ve bir anda herşeyini bırakıp gitmiş olma duygusuna giriyorsunuz orada. Hayalet bir şehir görmüş olmak hem beni korkuttu hemde çok etkiledi. Keşke herkesin görebilme şansı olsa zamanında yaşanmışlıklar olup da şimdi hayalet şehir olarak adlandırılan Maraş'ta çok acı var...   

İlk uçak tecrübemiz (Kıbrıs)


Bu sefer ki rotamız Kıbrıs. Serdinç'in Ocak ayın da başlayan seyri bitmek üzere biz de hem onu görmek, doğum gününde yanında olmak hem de tatil yapmak üzere hazırladık bavullarımızı. Benim büyük kaygılarım var tabi. Rüzgar ilk defa uçağa binecek, ben Rüzgar ile tek başıma İstanbul'a bile gidemem derken Kıbrıs'a gitme fikri beni başta çok korkuttu ama yapacak bir şey yoktu sonuçta işin ucunda Serdinç vardı. Hemde bir macera.
Bavulu hazırlarken her şeyi düşünmek zorundaydım bir küçük bavula ikimizin eşyaları sığmalı ve hiç bir şeyi eksik götürmemem lazımdı, bu imkansız gibi görünse de başardım ayrıca uçakta acil kullanmam için bir sırt çantası hazırladım içine bir yedek kıyafet, biberonlar, su, süt, atıştıracak bir şeyler (elma, çubuk ve balık kraker, çikolata,sakız) onun dışında ilgisini çekecek kitap, oyuncak, ıslak mendil, bez koydum, kendim içinde yandan takmalı pratik bir çanta aldım bir elimi hep boşta bıraktım Rüzgar'ın elini tutmak yada kucak diye tutturursa onu kucağıma alabilmek için.





Rüzgar evden sürekli uçakları gördüğü için zaten çok seviyordu oda benim için bir avantajdı. Babası her gitmeden önce ona "ben geçince sen bana el salla" der oda uçak geçerken cama koşup uçağa el sallar. Binmeden bir kaç gün önce başladım ona anlatmaya uçağa bineceğimizi oda gayet hazır gibi gözüküyordu.Hava alanına geldiğimizde ilk ilgisini çeken şey; bir vinç'i takıntısı olduğu kepçe zannedip koşmasıydı daha vaktimizin olması onun orada ki vinç'i izlemesine yaradı, tabi kepçe muamelesi yaparak. Daha sonra chek in'e gittik birlikte bavulumuzu da teslim ettikten sonra sıra geldi girişe.


Çocuk anne veya babadan herhangi biri olmadan diğeri ile seyahat edecekse, noterden seyahatte yanında olmayan ebeveynin seyahat muvafakatnamesi düzenlemesi gerekiyormuş. Serdinç'de bize bu belgeyi faksladı fakat bir sorun var ki bizde ki belge olması gereken değilmiş, polis bize beklememiz gerektiğini söyledi o içeri gidip bir süre telefonla konuştuktan sonra asık bir suratla bize doğru gelirken ben içimden ne yapacağız şimdi diye düşünmeye başladım. Polis yanımıza gelip bu belgenin uygun olmadığını dolayısı ile bizim bu belgeyle çıkış yapamayacağımızı fakat araştırması üzerine bugün doğum günü olması ve asker olması sebebiyle bu seferlik bize izin vereceğini söyledi bunun iyi polis mi, kötü polis mi olduğunu anlamadım ama anında topuk şeklinde devam ettim yoluma ohh çekerek.


Sonun da içeri girdik ve Rüzgar her gün tepemizden geçen minicik gözüken uçakları sonunda yakından dev gibi görünce cama yapıştı resmen.




Uçağın kalkış saatini bekledik, aslında zamanlamamız çok iyiydi 5 dakika sonra uçağa bindik. Rüzgar ilk önce kendisi yürüyerek binmek istediğini işaret etti bende ona müsaade ettim fakat içeride ki karmaşa ve insan çokluğunu görünce kucağıma gelmek istedi. İlerleyip geçtik yerimize cam kenarına oturttum onun gözü dışarıda ki kocaman uçaklardaydı sürekli onlara bakıyor ve heyecanla kendi çapında bana anlatıyordu.


Uçak kalkışında 2 yaşına daha basmadığı için kucağımda kemerimizi taktık hiç sesini çıkarmadı ne dediysem yaptı uçak kalktıktan sonra kendi başına oturdu kemerini taktığımda da hiç bir sorun çıkarmadı gayet büyük insan gibi yolculuk etti. Kitabını okudu yemek yedi sürekli bir şeyler anlattı her ne kadar ben anlamasam da onayladım şaşırmış gibi yapıp sohbet ettik oğlumla. Uçak hiç rötar yapmadı tam zamanında indik. Bavulumuzu aldık asıl ikinci heyecanda buradaydı çünkü baba dışarıda bizi bekliyordu kapı açılıp Rüzgar babasını gördüğünde koşarak atladı babasının kucağına babam babam diyerek. Kavuşmalar bana çok duygusal gelmiştir her zaman etraftakilere de öyle geliyor olmalı ki herkes yüzünde küçük gülümseme ile kıyamam dercesine baktılar baba-oğul'un kavuşmasına. 



Uçağın 22 de ve Rüzgar'ın da uyku saatinin  21 de olması sebebiyle uyuyacağını düşünmüştüm fakat öyle olmadı gram kırpmadı gözünü o yüzden arabaya biner binmez uyudu kucağımda. Bende boşuna kaygılandığımı görmüş oldum...

İyi ki doğmuşsun, iyi ki benim kaderim, iyi ki Rüzgarın babası olmuşsun...

Bugün 11 Nisan 22012 babamızın doğum günü ve her zaman ki gibi gene bizden çok uzakta Kıbrıs'ta ama bu sefer biz onun yanına gidicez onunla birlikte  olucaz...

O mükemmel ötesi bir baba ve mükemmel ötesi bir koca her zaman söylediğim bir laf var Allah beni çok seviyormuş ki böyle bir insan çıkardı benim karşıma "o benim şansım"...


İlk'lerimin insanı seni çok seviyorum, çok seviyoruz...



İyi ki doğmuşsun, iyi ki benim kaderim, iyi ki Rüzgarın babası olmuşsun...



Boran_Rüzgar ikilisi

Boran biz İzmir'e geldiğimizde 1 aylıktı resmen gözümüzün önünde büyüdü o kadar her zaman birlikteyiz ki ben Bora'nın halası oldum Rüzgar onu kardeşi gibi görüyor konuşmaya neredeyse "BO" diyerek başladı. Şimdi kocaman oldular Boran 11 aylık Rüzgar ise 2 yaşında ve birbirlerine hiç zarar vermeden iki sevgi pıtırcığı olarak takılıp gidiyorlar...







Gizli Bahçem

Yeni keşfimiz "Gizli Bahçem" biz buraya kahvaltı etmeye gittik. Mekan çocuklu ailelerin göz bebeği dümdüz alabildiğine çimenlik alan, çocuk parkı, muhteşem tatları, hızlı servisiyle bizi fethetti. Mekanda kendin pişir kendin ye, onlar pişirsin sen ye :) gibi hizmetlerin dışında düğün, doğum günü organizasyonları gibi hizmetleri de mevcut. İlk defa Rüzgar'ı kendi başına bırakıp özgürce gezmesine müsaade ettiğim tek yerdir burası. Çünkü her yer o kadar temiz ve  zararsız ki resmen Rüzgar tek başına takıldı bütün gün. Bir sürü çocuk olması da çabasıydı. Herhalde uzun bir süre burayı bırakmayız gibi gözüküyor.



Kalabalık ve Yoğun Hafta sonu

Bu hafta Serdinç'in kursu nedeni ile karamürsel'de olması, dolayısı ile haftasonu'nu bizimle geçirmesi sevinci ile giriş yaptık hafta sonuna.Tabi tek güzel olan bu değil, İstanbul'dan da benim ve Rüzgar'ın hayatında büyük önem taşıyan Süt anne Tuğçe ve Süt kardeş Mert'te bizimle olacak, haftasonumuz şenlenicek derken birde kuzeni Poyrazın geliceği haberini alınca çok sevindik. Çocuklar birlikte güzel oyun oynuycak, zaman geçiricek diye düşündüm pek öyle olmadı koca bir grup Urla'ya kahvaltıya gittik o kadar uzak ki yol çocuklar açlıktan araba da huysuzlanmaya başladılar bile, az kaldı ha geldik ha gelicez derken vardık kahvaltı mekanına. Hemen zaman kaybetmeden çocuklara kahvaltılarını ettirdik. Çocukların gıkları çıkmıyordu açlıktan sadece yiyorlardı tabi karınları doyunca yaramazlığa başladılar fakat bir sorun var ki hiç biri diğerinin yüzüne bile bakmıyordu herkes kendi başına takılıyordu. Kahvaltıdan sonra çocuklar oynasın diye gene çimenlik bir alanda bizim kahve içeceğimiz, onlarında parkta oynayacağı bir mekanda durduk. Fakat gene hüsranla sonuçlandı, umurlarında bile değil herkes kendi başına takıldı ama en azından huysuzluk yapmayıp güzelce oyun oynadılar park'ta. Tuğçe'nin amcası da İzmir'de olduğu için pek fazla kalamayıp onlara uğraması gerekiyordu bu sebepten dolayı onları Amcasının Urla olan  Restoranı Sakız'a bırakmak için yola çıktığımızda çocuklar yorgunluktan sızdı araba da, onları bıraktıktan sonra geri döndük mekana orda biraz daha oynadıktan sonra da eve dönüş yaptık bütün gün uyuyan kuzeni poyrazda anca evde açtı gözünü :) 



TCG Ege Gemisi/Müze

Rüzgar'ın ilk müze gezmeside bir gemi ile başladı :) İzmir'de bulunan TCG Ege Gemisi'ne gezmeye götürdük orda da çoçuk askere, Atatürk'e ve bayrağa selam vermekten helak oldu ama keyfine diyecek yoktu herşeye şaşkınlıkla bakıp izledi hiç sesini çıkarmadan benim bile bunaldığım zamanlar oldu ama o banamısın demeden baktı etrafa... Gemide dik demir merdivenler vardı onlarda iniş çıkışta zorlanmamız dışında hiç bir sorunumuz yoktu...


Rüzgar'ın ilk müze gezisi:







Atatürk'e Saygı...

Bu camım memleketimi bu hale sokan zihniyete inat yetişiyor benim minik oğlum... Bilinçli bir genç olması çabamız. 1 yaşından beri Atatürk'ü ve Türk bayrağını her gördüğü yerde selamı'nı eksik etmeyen Rüzgar artık Atam diyor. O küçük ellerini daha iyi kontrol edip selam veriyor. Eğitim evde anne - baba ile başlar ne ekersen onu biçersin...

video

İzmire Bahar Geldi

İşte beklenen an İzmire bahar geldi. Sabah uyandığımızda heryer günlük güneşlikti, babamız seyri dolayısıyla bizim yanımızda olamadığından oğlumula birlikte güzel bir  kahvaltı hazırladık kendimize uzun uzun kahvaltı ettik oğlumla. Sonrasında terası temizledik ve oyun oynadık öğlen uykusuna kadar. Öğlende beraber uyuduk ve uyandığımızda attık kendimizi tekrardan sokağa Neşe ve Boran'ı da alıp yanımıza Agora'nın oyun alanında hava kararıncaya kadar oyun oynadık. Rüzgar da bende o kadar yorulmuştuk ki evde ayakta duramıyorduk akşam yemeğimizi yer yemez attık kendimizi yatağa...


Bu arada Rüzgar arabada bulduğu sakız paketinden aşırdığı sakızı açıp ağzına atmış ilk defa sakız çiğnedi gayette başarılıydı :)))


video




Pazar günü hava pek iyi değildi ama Rüzgar hava alsın diye terasa çıkardım ve kendi kendine hem cambazlık yaptı hemde aklınca saklanbaç oynuyordu (anne ve babasını arıyor)


video