YENİ GELİŞMELER...

 Geldiğimizden beri ailece sürekli gezdik, eğlendik, yedik, içtik derken  babamızın işe başlama vakti geldi. Ben de bu sırada sürekli iş görüşmelerine gidip herkese açık kapı bırakıp nazikce kaçıyor sürekli erteliyordum. Onunla görüş, bununla görüş diye diye yayılmışken eşimin çıkan seyri beni bir anda sarstı anında toparlandım görüşmelerimi gözden geçirdim... Bakıcı olayını hızlandırıp görüşmemizi yaptık ... Artık herşey hazırdı eşim seyire gitti. Yeni bakıcımız Tezcan Hanım başladı birlikte bir hafta geçirdikten sonrada ben işe başladım.
 
Tabii zor günlerde aynı zamanda başlamış bulundu. Serdinç'in gidişiyle de Rüzgar iyice zor olmaya başladı hergün yüzüme bakıp "baba" diyor. Baba gelecek dediğimde ağlamasıda canımı acıtıyor. Rüzgar babasından ilk defa ayrılıyordu ikimiz için de hem yeni bir şehirde olmak hem de ilk ayrılık gerçekten zordu. Her gün işe gidip koşa koşa eve geliyordum bu arada bakıcımızın çok iyi biri olmasıda Rüzgar'ın büyük şansı çünkü İzmir'de bakıcı kültürü yokmuş genelde aileler bu konuda yardımcı olurlarmış.


Yaklaşık 2 ay sürücek ayrılığımızın biran önce bitmesi için gün sayıyorum. Rüzgar'ı babası ile konuşturmak istediğimde bütün gecemiz ağlayarak geçiyor bu nedenle mümkün olduğunca telefonuda kestik akşam uykusundan sürekli ağlayarak kalkıyor hatta bir gece yarım saat hiç susturamadım ve çok korktum bütün bunların Serdinç geldiğinde geçeceğini umuyorum.



Şeker Tadında ki Bayramlar?

 Bayramlar aslında ne anlamlıydı eskiden, tükettik herşeyi tükettiğimiz gibi...
Bayram yemekleri vardı kaç gün öncesinden hazırlanmaya başlayan, büyük masalarda herkesin oturup gülerek sohbet ederek yenilen bayram yemekleri...
Sabah yeni kıyafetler giyilip büyükten küçüğe doğru öpülen ellerin karşılığında alınan “el öpenlerin çok olsun evladım” lafları vardı. Ya şimdi! Bayram heyecanı yok hiç gözlerde artık bayramlar tatil oldu herkes için...  Kapı kapı dolaşılıp kutlanılan bayramların yerinide cep telefonuyla gönderilen mesajlar aldı. 

 Ailemden uzakta geçirdiğim ilk bayramımı hatırlıyorum da içim buruktu kendimi çok yanlız hissetmiştim... Sonra bayramlar bizim için de tatil olmaya başladı ... Nerde o eski bayramlar deyip geçiyoruz artık.. Biz bile tükettik adetleri peki ya yeni nesil? Biz adetlerimizi sürdürmüyorken onlara nasıl aşılıyacağız bunu?

 Bu bayramda biz İzmir'de olduğumuz ve buraya yeni geldiğimiz için bizim gidip ellerini öpmemiz gereken büyüklerimiz bize geldi bayram evi bizim evimizdi dolayısylada kurulan o büyük masalarda yenilen güzel yemekler yoktu daha çok dışarda yenilen güzel yemekler vardı...

 Rüzgar olayın bile farkında değildi ama çok mutluydu ardı arkası kesilmeyen bir misafir sürkülasyonunda en eğlenen de o oldu gene ananesi, dayısı, amcası, babanesi, dedesi, kuzeni hepsiyle çok güzel anlar geçirdi.



Floryalı Restoran

İzmirli dostlarımız sevgili Neşe ve Fırat (bu ismi buralarda olduğumuz süre çok duyucaksınız) bizi "kendin pişir kendin ye" restoranı olan "Floryalı Restoran"a götürdüler. Şehir merkezinden çok uzaklaşmadan, deniz havası eşliğinde mangal yapılan ve rakımızı yudumladığımız etleri müthiş güzel olan, kaşarlı mantarına doyum olmayan servisi çok iyi olan bir restoran Floryalı. Güzelbahçe'ye doğru ilerlerken deniz kıyısında yer alan Altınoluk'u geçer geçmez sol tarafta "kendin pişir kendin ye" restoranları yer alır, o tarafa doğru bakarak ilerlerken Floryalı hemen fark ediliyor. Geç gittiğimiz için Rüzgar'ın uyku saatine denk geldiğinden o çok az tadını çıkarabildi mekanın tabi restoran'ın etrafında ki yolların güzelliğininde hakkını yememek lazım Pusetinde gezerek uyuyan (Malesef) Rüzgar'ın da keyfi gayet yerindeydi yemek bitene kadar da kımıldamadan uyuyup bizi ödüllendirdiği için de ayrıca teşekkürü bir borç biliriz.

Çeşme

 










Sıcaklar iyice bastırdı her haftasonu bir yerlere kaçıyoruz
bu sefer ki durağımız Çeşme...
Her ne kadar su sıcaklığı bana uymasada Rüzgar'ın keyfine diyecek yoktu...

Bir sürü çocukla beraber kumdan kaleler yaptığını düşünerek seviniyor, denizde zangır zangır titresede çıkmamak için diretiyor, minderde güneşlendiğini zannediyor...

Salıncak

Daha önceden de belirtiğim gibi bu İzmir'e taşınma olayı en çok Rüzgar'a yaradı, ayakları çıplak üstü çıplak gezinip duruyor ortalıklarda. Bütün gün sudan çıkmıyor olmasıda cabası, hatta sürekli banyo'ya taşınmamak adına terasa aldığımız şişme havuzda iyimi oldu kötümü olduğununu anlayamasamda Rüzgar'ın mutluluğu yetiyor bize. 

Bugün'de terasa yeni bir eğlence aracı daha eklendi gündüz sıcağında parka gidemediği için Neşe ve Fırat çifti parkı eve getirdiler hızlı hızlı kuruldu ve Rüzgar'ın mutluluğuna mutluluk katmış oldular, gerçi bunu ne kadar kullanıcağı meçhul bizim kurtlunun... Neşe ve Fırat çiftine sonsuz teşekkürler ha tabi bide minik melekleri Boranıda unutmamak lazım ...

Park...

Olimpiyatköy'ün oyun parkında hergün en az 40 dakikamız geçiyor. Bir süre parkın abilerini izliyoruz, onlar koşuyor bizim ki çığlık atıyor... Daha sonra onların peşinden koşuyor, eğer çocuklar kartlarla oyun oynuyorsa gidip onların oyununa salça oluyor, eğer bisiklete biniyorlarsa mutlaka o da binmek için diretiyor (en büyüğü hangisiyse o )... Bazen de hiç birşey yapmadan uzaktan izliyor onları, onlara işaret parmağını sallıyarak "yaramazlar" yapıyor. Biz de bu yüzden onların adını "yaramaz abiler" koyduk. Sıkılınca izlemekten bu sefer kaymaya başlıyoruz. Nedense Rüzgar kaydırağa merdivenden çıkmayı bilmiyor, tüp kaydırağı tek başına tırmanıp ordan gerisin geri kayıyor... Malumunuz bunu da yaramaz abilerden öğrendi. Biraz kurtlu olduğumuz için parktan da sıkılıp minik köpekleri izliyor, onlarla oynuyoruz. Tabi bu da çok kısa sürüyor :) Programımızın son atraksiyonu da parkın yakınına yapılmış olan oturma yerlerindeki çakıl taşları ile oynamak. Nedense taşlarla sabaha kadar oynayabiliyoruz, hatta ordan ağlıya ağlıya uzaklaştırıyoruz... Ve böylece günlük park ritüelimizde son bulmuş oluyor...


Babaya Yardım

Evimizde mükemmel bir ustamız varken ikinci ustamız da hemen varlığını hissettirdi. Rüzgar bize sürekli olarak yardım etmek istiyor, eğer ben evi süpüreceksem mutlaka o da süpürgeyi tutmalı, toz alacaksam onun da bir bezi olmalı... Vileda iken eskiden favorisi şimdi mümkünse tornavida görmesin!!! O tornavida setinin sapını asla elinden alamıyoruz ne yazık ki...

Evin büyük ustasının tamir için merdiveni çıkarmasıyla Rüzgar'ın sevinci doruğa ulaştı. Ve günün sonunda görev adamı yardım sever oğluma yardımlarından dolayı sonsuz teşekkürler :)

15.AY

 Artık evimize yerleştik ve İzmir'e alışmaya çalışıyoruz... Çok sıcak kafayı camdan çıkarmak bile mümkün değil, saat 14'e kadar evden dışarı çıkmıyoruz. Rüzgar inanılmaz mutlu buraya geldiğimiz ilk günden beri... Üzerinde sadece bezi ve bazen de kısa kollu badisi ile geziniyor. Saat 15'den itibarense terastaki şişme havuzunda zaman geçiriyor. O'nun keyfine diyecek yok... Ve tabi ki araba kullanmayı ihmal etmiyor..

Yürüme konusunda uzmanlaştı, artık evin içinde koşuyor ve babasıyla top oynuyorlar...


Ha bir de Olimpiyat Köyü'nün maskotu olan "Efe" isimli Yalı Çapkını da ilk arkadaşlarından biri oldu :)))